TOKATSPOR AŞ. OLUNCA NE YAŞANDI

Tokatspor Kulübü Derneği Basın Sözcüsü Okay Karacan, Yönetim Kurulundaki isimlerden Ender Demirtaş, İzzet Sansar, Burak Ocaklı, Hüseyin Alpat ve Sefa Karasu ile birlikte basın mensuplarına açıklamalarda bulundular. 09 Mayıs Perşembe günü Dedeman Otel’de gerçekleşen toplantının tam metnini Okay Karacan’ın açıklamalarını Tokat Gazetesi yayınladı.

           Tokat Gazetesinde yayınlanan haberde:

            “Bu sene Tokatspor’un iletişiminin ne kadar başarısız ve beceriksizce olduğunu hepiniz biliyorsunuz ama bu bizim konumuz değil. Bunu tahmin etmiş olduğunuzu düşünüyorum ama hayır, öyle değil derseniz de itiraz edecek halim yok.

            Ben Okay Karacan… Tokatspor Derneği’nin Basın Sözcüsüyüm ama ilk defa basının karşısına çıkıyorum. Ender Demirtaş, Tokatspor Asbaşkanı idi, devre arasında istifasını verdi ama burada bulunmasını ben rica ettim özellikle, teşekkür ediyorum beni kırmadığı geldiği için. İzzet Sansar, eski Başkanlarımızdan, O da beni kırmadı geldi. Burak Ocaklı, Yönetim Kurulu Üyemiz yine. Hüseyin Alpat ve Sefa Karasu da işadamı arkadaşlarımız Yönetim Kurulu Üyesiler.

            Bu Yönetim Kurulu için seçilen Sn. Ümit İşeri, Sn. Ali Çelik’i telefon ile arayıp davet ettim. Sanıyorum işlerinden dolayı gelmediler. İsmail Savaş’ı aradım bugün iki defa meşguldü, geri dönmemesinin sebebi, işi vardır, O da gelmedi. Ceyhun bey Ankara’da olduğu için gelemedi. Yavuz İkikat beye haber gönderdim, Ondan da geri dönüş olmadı, belki yoldadır, gelmiyorsa da sonuçta biz buradayız Derneği temsilen. Emin Yılar zaten istifa edip ayrılmıştı, Işıl hanımı çağırmadım çünkü Işıl hanım bütün sezon Tokatspor A.Ş.’de profesyonel olarak çalıştığı için daha çok ruhen o tarafa ait bir mesai sarf etti. Bu kendisine bir olumsuz düşüncede olduğum anlamına gelmez. Bu basın toplantısı benim kişisel anlamda kendimi savunmam ile alakalı bir toplantı değil. Kendimi savunmaya bir gerek duymuyorum.

“BU TOPLANTIYI YAPMAMAM İÇİN TEHDİT ALDIM”

Bana özellikle sosyal medya üzerinden ulaşmak çok kolay olduğu için Tokatspor’un küme düşmesinin ardından yöneltilen hakaretlerin, annemin göz yaşları ile arayıp “evladım ne oluyor?” dediği, çocuklarımın “baba Tokat’a gitme!” dediği, bu işi yapmamam için tehdit aldığım bir basın toplantısı bu. Buraya gelmemem için tehdit aldım. Ben Tokatlıyım, Reşadiyeliyim daha doğrusu. Hiçbir tehditten de yılmam! Kafasına göre insanlar bir şeyler söyleyebilirler.

            Biraz süreci anlatmak istiyorum. Sizin de yayın organlarınızda bunu doğru bir şekilde yansıtacağınıza eminim, çünkü öyle bir şeydir ki medya işi, bir cümleyi alır, başını sonunu kesersiniz, adam beyaz demiştir siyah çıkar orda. Bu konuda hassas insanlar olduğunuzu biliyorum, umarım aynı şekilde hassasiyetiniz devam eder.

            Önce şunun ayırtına varmak lazım. Biz geçen sene Ufuk Akçekaya’yı Başkanlığa seçtiğimizde bu kulübün bize iletilen 13 milyon lira civarında bir borcu vardı. Yani 50 yıllık Tokatspor, ‘0’ borçla ve 20 futbolcu ile devredilmedi bize. Evlat muamelesi gören Recep ve Bekir haricinde hiç futbolcusu yoktu. Bunların bir kısmı şahıslara bir kısmı kurumlara olan borçlardı. Ve bu borçların ben 1 sene önce Sn. Zeyid Aslan’ın İstanbul’da bize yaptığı davette ne kadar olduğunu öğrendim.

İşadamlarından Tokatspor’un ekonomik durumu ile ilgili yardım istendi ve ben ilk kez Tokatspor ile Ender Demirtaş ile orada tanıştım. Ve orada Tokatspor’un 50 yılda Türk futbolunda beklenen yere ulaşamamasının bir şanssızlık olduğunu, alt yapı ve tesis yatırımları ile Tokatspor’un geleceğin futbolunu oynayabileceğini, herkesten 50-60, 100 bin liraya toplayarak bir Tokatspor oluşturmaktansa yıllardır içinde bulunduğum Altınordu modeli ile alt yapısından bu memleketin çocuklarını yetiştirebileceğimiz bir model önerdim. Tabi orada acil para lazımdı ve insanlardan para topladılar. Ben de o sezon Yönetim Kuruluna girdiğimi twitterden öğrendim. Herhangi bir icraatta ismim yoktu. Sadece birkaç defa bazı oyuncularla ilgili telefon ettiğimde, Namık Keskinsu “ya herkes bize zaten oyuncu teklif ediyor.” dedi. Benim niyetim öyle bir şey olamaz yani, benim niyetim oyuncuyla ilgili değildi ve ben de bir daha aramak istemedim. Takım da ligi herhangi bir sıkıntı yaşamadan belli bir noktada bitirdi. Ama borç devam ediyordu ve bizim kongre yaptığımız Haziran’ın o gününde de kayyuma devredilecekti. Yani kongresi yapılıp Başkanı seçilmezse kayyuma devredilecekti. Bununla ilgili konuşmalar Haziran ayından önce, yaklaşık 1 ay önce, başladı.

1 ay önce, bana anlatılanlarla konuşuyorum, Ahmet Dursun Ufuk Akçekaya ile bir kafede karşılaşıyor ve Ufuk Akçekaya bir alt yapı, futbol okulu yatırımı yapmak istediğini söylüyor. Ahmet Dursun da ‘neden olmasın?’ diyor, tanışıyorlar. Bunu bana Ahmet Dursun anlattı, oradan söylüyorum. Daha sonra bu fikri Ahmet Dursun buradaki yöneticilere aktarıyor. Ticaret Odası Başkanımız, Belediye Başkanımız bir araya gelip konuşuyorlar. Yatırım yapacak Ufuk Akçekaya da bu konuyla alakalı sıcak olduğunu, Tokatspor’u alabileceğini ve Tokat’a yatırım yapabileceğini söylüyor. Daha sonraki dönemde ben bu konuya dahil oldum. 1 sene önce Ahmet Dursun amcalarının bu kulübü almak istediklerini ama işlerinin tam planlandığı gibi gitmediği için yapamadığını söylemiş, bana yardımcı olur musun? demişti. Ben de tabiî ki deyip, kabul etmiştim. 1 sene sonra böyle böyle bir durum var, yardımcı olur musun dedi, ben de seve seve kabul ettim bunu. Önümüzde bir mesele vardı, borçlar. Mustafa Çevirgen, Eyüp Eroğlu, ben ve Ufuk Akçekaya’nın artı Ahmet Dursun’un telekonferans ile konuştukları iki seans hatırlıyorum. Burada kulübün borçlarının dökümü ile bilgi verdi. Sn. Mustafa Çevirgen kendisinin 500 bin lira civarında, Ümit İşeri’nin 500 bin lira civarında, Emin Yılar’ın 500 bin lira civarında ve bir de Murat Şahin beyin 500 bin lira civarında bir alacakları olduğunu, Hasan Hüseyin Koç’un da 1 milyon veya 1 milyon 200 bin lira alacağı olduğunu, kulübün Anonim Şirket olması halinde Murat Şahin bey dışında diğer isimlerin sileceğini söyledi. Bu bilgiye sahip olduk. Hasan Hüseyin Koç’un da herhangi bir şekilde alacağından vazgeçmediği bilgisini ulaştırdı. Bu bize ön bilgilendirme konusuydu. Futbolcuların ne kadar borcu olduğu, elektrik su, şu bu borçlarının ne olduğu bize bildirildi. Orada bir toplantı yapıldı ve Ufuk Akçekaya da orada kulübü almaya niyetli olduğunu belirtti. Ben de kendisine, bu paranın çok olduğunu, ‘0’ borçlu, Anadolu’daki birkaç kulübün isimlerini vererek onları almasının daha doğru olduğunu söyledim. Birisinin 3-4 milyon borcu vardı, birisinin yoktu, birkaç tane daha vardı devretmeye hazır. Yani artık Belediyeler bu yükü taşımaktan sıkılmışlar, biri gelsin alsın diye verecek birini arıyorlardı. Ama Ufuk bey burada yatırımları olduğunu söyledi ve burayla ilgili geçmişteki meselesini anlattı. Buraya daha önce geliniyor, sn. İsmail Savaş’ın da olduğu bir buluşmada kulübün futbolculara bir para ödemezse sahaya çıkmayacaklarını söylüyor ve 150 bin lirayı anında hesaba gönderiyor ve primler yatırılıyor. İlk adımı bu şekilde atıyor. Bu güven telkin eder insanda. Birisi kulübü almak için buraya geldiğinde 150 bin lira gibi bir prim ödenecek noktada oyuncuların sahaya çıkmayacağını söylediği ortamda bu desteği verdiğinde güven telkin eder. Benim bildiğim bütün ilişki buydu. Daha sonra İstanbul’da şu konuşma geçti. “Ya acaba Hasan Hüseyin Koç da siler mi alacağını? Ya Murat Şahin de alacağını siler mi?” Yani 1,5 milyon liralık bir bedel üzerinde bir soru işareti vardı. Bununla ilgili konuşmalar yaptık, kafasında bir takım soru işaretleri vardı, ben bir kez daha gerçekten bir futbol yatırımı yapmak istiyorsa daha ekonomik şartlarda, lojistik olarak İstanbul’a daha yakın kulüplerle daha iyi sonuç alınabileceğini, elindeki işletme sermayesi ile daha iyi bir takım kurabileceğini kendisine ilettim. Bunu yaparken profesyonel davrandım, bir iktisatçı olarak davrandım. Burası benim memleketim olabilir ama bir insanın 13 milyon lira gibi bir borcu ödeyip, ardından onun en az yarısı kadar bir işletme sermayesi koyarak bir kulüp yönetmesi kolay değildi. Ama gördüğüm kadarıyla, anlatıldığı kadarıyla Ufuk beyin bu konuyu çevirebilecek ekonomik gücü vardı. Ama ben banka hesabına bakmadım veya tapularını getir bakayım demedim. Demem de, terbiyem de uygun değil. Daha sonra üç kişi bir araya geldik. Ahmet Dursun ve Ufuk bey, bu kulübün anonim şirket olması halinde nasıl bir yol izleneceğini, ikisi arasındaki ticari uzlaşma, maaş nasıl olur, hangi şartlar sağlanır, nasıl ilerlenir, bunun hepsi yazılı olarak vardır. Bunlar bir anlamda yatak odası sırrı olduğu için detaylarını şimdilik vermesem daha doğru olur. O günkü şartlarda makul, bugünkü şartlarda makul olmayan bir anlaşma metniydi aralarındaki. Burada herhangi bir şekilde meseleye ben profesyonel olarak dahil olmadım. Asla! Bir takım yerlerde dedikodu yapıldığı gibi böyle bir olayımız olmadı!

“Daha sonra…  Kongreye çok az bir süre kala bir konuşma daha yaptık. Yine Sn. Mustafa Çevirgen, Sn. Eyüp Eroğlu, Sn. Ufuk Akçekaya ve benim telekonferans yoluyla yaptığımız bir konuşmaydı. Konuşmada artık Ufuk bey, biz geliyoruz, bazı konuları konuşalım, dediler. Geldik. Yola çıktık, yola çıkarken fotoğraf paylaştık. Çünkü heyecanlıydım ben, memleketime gelecek bir adam bu parayı yatıracak, okul satın almış. Muazzam bir şey bu. Ve biz bu kulübü bir yerlere götürebileceğimiz heyecanına kapıldık. Bütün hikayem, buraya geliş hikayem budur.

Buraya gelirken, şunu düşündüm. Biz orada kongre yapacağız, hiç kimse Başkan olmak istemiyor. Tokat’tan hiç kimse başkanlık için bir irade beyan etmiyor. Ne yapmamız lazım, bir yönetim teşkil etmemiz lazım. Ender Demirtaş yanlışsa düzeltsin, “Ben yönetime girmeyim Okay abi” dedi. Ben dedim ki, bizim yönetim kurmamız ve kulübü bir şekilde ayağa kaldırmamız lazım. “Sen istiyorsan, varım.” dedi ve Hüseyin Alpat, Sefa Karasu, Ceyhun Beken, Ender Demirtaş, Semih Santer bir liste olarak bize yönetimde bulunacaklarını bildirdiler. Tekrar teşekkür ederim ve özür dilerim Onu bu işe soktuğum için. İzzet Sansar’ı Başkanlığa başladığı dönemden hatırlıyorum, çok heyecanlı, istekli, akıllı bir gençti. Ben bence en doğru adaydı. Bunları Okay Karacan’ın gazeteciliği, futbol adamlığı kimliği ile söylüyorum. Genel konuşmayı Dernek adına, hepimiz adına yapıyorum. O da bu işe girmek istemediğini, benim ricamla birlikte son dakikada gelerek, “sen istiyorsan yapalım abi” dediğini belirteyim. Kongreye yarım saat kala bizim elimizde ne liste vardı, ne bir bilgi vardı. En ufak bir not yoktu ve biz orada yarım saat içinde İzzet kardeşimle Tokat’ta başkanlık yapmış bütün herkesin ismini yazarak bir liste oluşturduk. Bu listeyi Ben, İzzet kardeşim ve Ender bey oluşturduk. Konuyla ilgili ne Ahmet beyin ne Ufuk beyin herhangi bir bilgisi yoktu. Bu listeyi yazdık ve Başkanlığa Ufuk Akçekaya adaylığını koydu.

Ufuk Akçekaya başkanlığa adaylığını koyarken Ona ne vaat edilmişti? Ufuk Akçekaya kulübü alacak, alt yapı yatırımı gerçekleştirecek ve bunun için kendisine arazi tahsis edilecekti. Bu araziler üzerinde sahalar yapılacak, bazısı kapalı olmak üzere, bana anlatılan, ve Tokat’taki gençlerin futbol oynayacağı, yetişeceği sahalar olarak buralar belirlenecekti. Beni heyecanlandıran tarafı buydu ve bu işe o yüzden girdim. Çünkü Altınordu ile yapılanları biz burada yapabiliriz diye düşünüyorduk. Ben Reşadiye’nin harmanlarında yaylalarındaki futbol oynayan çocukların nasıl kaybolduğunu çok iyi biliyordum. Bir çocuğu kazansak yeterdi, bir Cengiz Ünder yeter heyecanı ile buraya geldim.

Benden Juventus Futbol Okulunu getirmemi istedi. Kendisi daha önce Mİlan Futbol Okulu ile gidip konuşmuş. Ben de Ona (Ufuk Akçekaya’ya), İngiliz veya Alman Futbol Okulunu getireyim dedim. Yok dedi, istemiyorum İngiliz ve Alman. Alman Okulu dememin sebebi şuydu; burada Almanya kökenli çocuklar var, dil konusunda yalnızlık çekilmezdi, çok mantıklı olur ve daha çabuk ilişki kurulurdu. Munih’te çalışan bin Tokatlı var, Tokat’ta geldiklerinde çocukları üye olabilirdi. Hayır, Juventus olacak dedi. Bu heyecan verici bir projedir arkadaşlar. Yani burada tahsis edilen arazi üzerinde JUVENTUS FUTBOL OKULU açılacaktı. Temas yaptım mı yaptım, kabul aldım mı, beş Avrupa kulübünden kabul de aldım. Ama bunları yaparken, selamün aleyküm ben Okay Karacan demekle olmuyor bu iş. Yazışmalarla, ilişkiler ve uğraşlarla oluyor. Tabi bu emek Türkiye’de, Tokat’ta hiçbir değeri olmayan bir emek! Helali hoş olsun!

Biz girdik kongreye. Beni herkesin vurduğu konuşma. Ben Tokatspor Anonim Şirket olmalı dedim. Bugün de yine aynı şeyi söylerim. Çünkü Tokatspor’un 50 yıllık tarihinde Başkanlık ondan ona geçmiş, sürekli birilerinin elinde gitmiş gelmiş ve sürekli borcu büyüyen bir kulüp. Birisi alırsa burayı toplu bir şekilde yürütür diye düşündüm. Karşımıza eğitimci kimliği ile çıkan, Tokat’ta yatırım yapmış, Juventus Futbol Okulu’nu burada açmayı düşünen, Tokat’ta futbolda devrim yaşatmak isteyen bir insan vardı. Tabi insanın içinin ne olduğunu bilmiyoruz, bilemezsiniz. Dolayısıyla başlangıçtaki ilk görüşmede şehrin ileri gelenlerinden aldığı ön kabul, beni ikna edici sözleri, arkadaşlarımın listeye girerek bir güç oluşturması hepsi bir detaydı. Anonim Şirket olmak üzere Yönetim Kuruluna yetki verilmesi için bir seçime girdik. Ve Yönetim Kurulu’na bu yetkiyi verdi, Genel Kurul Üyeleri. Orada evet itirazlar oldu, sert itirazlar oldu. Arkadaşlar savunacak durumda değillerdi, ben biraz daha iyi belagata sahip olduğum için galiba onun için beni kullandılar, ben de şöyle bir bayrak direklerine bakar bakmaz içim sızladı, çimenler, boyalar, kulüp gerçekten bakımsız ve bayraklar yırtılmış, sararmış, belli ki kimse bakmamış, ya hiçbir şey yapamazsam şu bayrakları haber yaparım dedim. Haber yapacağım da televizyonlara gazetelere mi çıkaracağım, kim ilgilenir bizim kulübümüzün bayrağı ile. Yani, geldim, kulübümü gördüm ve üzüldüm diyebildim. Vay efendim, ben bu demişim ve bunu dediğim için suçluyum. Evet, ben bunu dediğim için suçluyum! En çok kırıldığım nokta bu! Bayrak ve direği üzerinden bana yapılan hakaretler. Hiç önemli değil, aradan büyük bir zaman geçti.

Biz listeyi onaylattık, ayrıldık, ilk basın toplantısında, birinci dakikada, hani Tokat’ı satanlar diye üç kişinin fotoğrafı var ya yan yana, herkesin kullandığı, “Yüz Messi Yüz Ronaldo yetiştireceğiz” dedi, (Ufuk Akçekaya). Eh yani, pes! Ben bir tane Cengiz Ünder’i 10 senede çıkaracağız diye hayal kurarken, “100 Messe 100 Ronaldo.” İlk hatası ordaydı.

Ben Ufuk Akçekaya’yı buraya getirmedim. Ben buraya doğru gelmekte olan Ufuk Akçekaya’ya eşlik ettim. Ben birkaç saat sonra kayyuma kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalan bir kulübün bir anonim şirkete dönüşmek üzere başkan seçmesinde sözcülük yaptım. Ufuk bey bana ‘hayır’ diyordu. Eğer Anonim Şirket olmayacaksa ‘almıyorum’ diyordu. Bu sözün karşılığı şudur, ‘anonim şirket olursa 13 milyon liralık borç bende, takımı kurmak bende.” Yani bu söz 20 milyonluk bir söz. Ve ben bu 20 milyon liralık hareketi Tokat’ın lehine olacaktır diye destekledim. istedim ve oyu verdi arkadaşlar. Dolayısıyla ben getirmedim Ufuk beyi, buraya doğru yönelmişti. Konuşulmuştu, test edip onaylanmıştı. Bu testi yapan insanlar da benim nazarımda ben ne kadar suçsuzsam onlar da suçsuzdur. Hemen içini açıp bakamıyorsunuz, bilemiyorsunuz.

Ama sonraki dönemde bazı konularda yapayalnız kaldığımı biliyorum. Kişisel konuşuyorum bunları Yönetimdeki arkadaşlarımı bağlamaz, yapayalnız kaldım.

Kongrede Ümit İşeri, 500 bin liralık feragatnameyi imzaladı. Mustafa Çevirgen 500 bin lirasını sildi. Dolayısıyla iki tane 500 bin liradan kulüp onların feragatnamesi ile kurtulmuş oldu. Emin Yılar beyefendi gelmemişti, silecekti, daha sonra imzalarız dedik. Hasan Hüseyin Koç da bununla ilgili noterde karşılıklı mutabakatla borç yapılandırmasıyla ilgili söz birliğine vardık. Daha sonra yemeğe gittik, yemekte bir konuşma oldu. Hasan Hüseyin bey, Sn. Milletvekili Mustafa Arslan’ın da bulunduğu ortamda, 1 milyon 200 bin lira olan borcu, 1 milyon lira olarak Haziran ayında tek bir çekle almayı kabul etti, el sıkıştılar. Dolayısıyla biz Murat Şahin dışındaki her şeyi bitirdiğimizi zannettik. Orada otobüs meselesi konuşuldu. Kulübün otobüsü orada hayat bir şekilde duruyordu. Emin bey, “ben otobüsle ilgili bir hareket yapıp, çözeceğim ben onu.” dedi. Ben de genel müdürünü çok iyi tanıdığım bir banka aracılığıyla bir çalışma yapabileceğimi söyledim, “hayır, gerek yok. Ben halledeceğim.” dedi. Daha sonra Yönetim Kurulu listesi yapıldı. Yani orada Okay Basın Sözcüsü, Alt Yapıdan Sorumlu Burak, Reklamdan Sorumlu Ender, Asbaşkan o, bu diye çalakalem yazılmış, kurumsallığı olmadığı bir düşünce. Emin beyi daha sonra otobüsle alakalı bir iki defa aradım, Emin bey bana dönmedi. Daha sonra aradım, “ya halledeceğim.” dedi. En son “ben yapamayacağım.” dedi. Niye? dedim. “Ya siz dengesizsiniz” dedi. Peki dedim. Daha sonra da 500 bin liralık senedin ödenmesi için kulübe bir kağıt geldi.

Burada ben kimseyi suçlamıyorum. Sadece insanlar beni linç ederken, annemin göz yaşı dökülürken, çocuklarım korkarken hiçbir şey olmamış gibi yapanlara iki çift sözüm var sadece; Tokat deyince gözleri parlayan bir adamım ben…

Evet 500 bin liralık ödeme emrini gönderdi Tokat’a… Murat Şahin istiyordu zaten. Hasan Hüseyin Koç ile el sıkışıldı çıkıldı ordan.

Otobüs aramaya gittik. En uygun fiyatı İzzet Sansar buldu. 60 bin Avro istiyorlardı. 20 bin Avrosu peşin olacak, sonra 2.500-3.000 Avro civarında aylık taksitlerle bir yıl boyunca kiralanacak, bitiminde de o 60 bin Avro geri ödenecekti. Yani kulübün o günkü kurla alakalı olarak 300 bin lirayı sadece oraya bağlaması gerekiyordu. Başkan diyor ya otobüsü hallettik falan diye… Altınordu Kulübü, teşekkür ederim, devreye girdi ve bir küçük binek otomobil fiyatına bize bir otobüs kiraladı. Alın dedi. Otobüs geldi 10 bin artı KDV’ye. Yani benim bu kadar katkım bile yetmez mi arkadaşlar? İzzet Sansar’a geldi, anahtarı bıraktı gitti adam. Para istemedi, senet istemedi, kontrat istemedi. 11 bin lira. Şuanda 25 bin liraya kiralayabilirsiniz. Dolayısıyla otobüsü o şekilde hallettik biz, kimseye ihtiyacımız olmadan.

Çözülmesi gereken problemler vardı. Bunlarla ilgili konuşmaya başladık ama belli noktalarda ilerleyemedik. İstanbul’a gittik, Berat Tosun geldi. Ben ilk defa gördüm Berat Tosun’u. 3 yıllık anlaşma yaptı, Ahmet Dursun getirdi Berat Tosun’u. 3 yıllık anlaşma yapılmaz 2. Lig’de. Ama ben hiçbir şekilde futbol transferine karışmam, hiçbir şey söylemedim. Ertesi gün hoca araştırmaları yapıldı, bir takım isimler geçti, en sonunda Murat Yoldaş geldi. Murat Yoldaş Aydınspor’un Fenerbahçe’yi 6-1 yendiği maçın önemli isimlerinden, Aydınspor’da futbol oynamış, 5 yıl Azerbaycan’da alt yapıda görev yapmış, Atletico Madrid alt yapısında çalışmış, Fransa’nın Lence takımı alt yapısında çalışmış, bir önceki sene genç çocuklarda 1.400 dakika görev vererek İnegölspor’da play-off’un bir alt sırasında bırakmış hocaydı. Ben hocaya ‘OKEY’ dedim, onlar da ‘OKEY’ diyerek imzaladı. Ardından hoca, Anıl Şahin’i getirdi, İsa’yı getirdi sağ bek sol bek olarak. Barış Bakır’ı getirdi. Önce savunmayı kurmaya başladı. Hocanın getirdiği futbolcular bunlardı. Hasan Erbey ile sözleşme yapıldı, hoca gelmeden önce Berat Tosun geldi 3 yıllık sözleşme yapıldı. Azad Filiz geldi. Hoca, Taha Balcı’yı istedi, gelmedi Taha geliyordu almadılar. Sertaç Çam geliyordu, almadılar. Biri sol kanat biri forvet Keçiören’i bir üst lige çıkardılar biliyorsunuz. Noyan Öz iki yıllık sözleşme imzaladı, Ahmet Dursun vasıtası ile geldi. Bilal Gülden son gün Murat Yoldaş vasıtası ile geldi. Erhan Aydın Ahmet Dursun vasıtası ile geldi. Bu takım eksikti.

Fenerbahçe Topuk Yaylasını ayarladım. Arkadaşlarıma çok teşekkür ederim, ikiletmeden, uygun fiyatla, kendi U 21 takımlarını da çıkararak Tokatspor’a verdiler Topuk Yaylası’nı. Bizim için bir moral olacaktı. Tokatspor Topuk Yaylasında… İkinci kamp dönemi için de Erzurum’u ayarladı Ahmet Dursun. Takım yapayalnız orada antrenman yaptı. Bir kere Başkan geldi, bir kere ben gittim, Ender Demirtaş, Hüseyin Alpat ve Sefa Karasu arkadaşlarımız baklava böreklerle gittiler, takıma destek verdiler. Ahmet Dursun da iki gün kampa katıldı orada. Takımımız oradan Erzurum’a geçti. Bu süreç içinde biz nasıl sponsor bulabiliriz derdindeydik.

Bana, Ufuk Akçekaya’nın söylediği şuydu: “DİMES TOKATSPOR olacak bu kulübün adı.” 2,5 milyon lira versinler Ali Rıza bey… Hüseyin Özdilek de 750 bin lira versin, göğüs reklamı yapalım.”

Böyle bir şey olmaz! Bunu anlatmaya çalıştım, anlamadı. Tabi ben bunları bu işadamlarına söyleyemem, insana gülerler. Komik bir durum… Ama çeşitli Tokatlılarla temas kurdum, hiç Tokat’a gelmemiş, benim Tokatlılığımla Tokatlı olmuş insanlarla, ismini daha sonra açıklayacağım, kur karşılığı ile söylüyorum, o gün için 250 bin lira olan, bugün için 340 bin lira olan döviz karşılığı 3 ay sonra ödenmek üzere söz verdiler. Yani 1 milyon liraya tekabül ediyor bu günkü kurla. Ben bunları paylaşmadım çünkü işler istediğim gibi gitmiyordu. Murat Yoldaş ve ben yalvardık bu takım eksik diye. Yalvardık. Takımın sol kanadı, sağ kanadı yok, orta sahası yok, forveti yok. Sağ kanat, sol kanat ve forvete ihtiyacımız vardı. Almadılar. Ama bu arada Tokat’tan bir grup insan beni sürekli arıyor, Aytunç, Aytunç, Aytunç sesleri yükseliyor. Aytunç’u menajer yapın. Bir grup insan Namık hoca, Namık hoca… Ben de buranın sportif direktörü var, onunla konuşun dedikçe ben kötü adam oldum. Çok acayiptir futbolcu aldıramadık. Dolayısıyla takım eksik başladı lige. Ama iyi bir çalışma dönemi geçirdi Tokatspor.

Bu arada üç Tokat Konfederasyonu ile İstanbul’da toplantılar yaptık. Ufuk Akçekaya’ya geçen sene kombinelerin 7,5 bin liradan 500 tane satıldığına dair bir bilgi verilmiş, O da aynısının olabileceği kanaati ile konfederasyonlara ve işadamlarına 7 bin 500 lira karşılığında kombine almaları için hayal kurdu ve baskı yaptı, istekte bulundu. 3 tane toplantı yaptık, üçünde de ben konuştum, anlattım vizyonumuzu, ne yapmaya çalıştığımızı… Tabi listeyi gören herkes vazgeçti. 7 bin 500 lira çok büyük bir para. Böyle bir para istenemez ama Ufuk beye anlatamadım ben bunu. Biz biraz ilerleyecektik, biraz zaman kazanacaktık ve bir süre sonra para kazanacaktık bu işten. Yani insanlardan para alacaktık. İyi bir takım kurmamız gerekiyordu ama biz iyi bir takım kuramadık.