logo

15 Ağustos 2019

TOKAT TÜRKÜLERİNİN YAŞAM HİKAYESİ

TOKAT TÜRKÜLERİNİN YAŞAM HİKAYESİ

Tokat’ın en önemli türkülerinden biri olan ‘Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme’ türküsünün öyküsünü eğitimci Mahmut Hasgül Tokat Gazetesine anlattı.

Çok zengin bir kültür birikimine sahip Tokat’ta türkülerin ayrı bir yeri var. Tokat’ın en önemli türkülerinden biri olan ve birçok sanatçı tarafından yorumlanan Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme türküsünün hikayesini araştırdık.

Tokat yöresine ait ‘Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme’ türküsünün öyküsünü gazetemiz köşe yazarı aynı zamanda eğitimci Mahmut Hasgül anlattı.

Mahmut Hasgül: “Tokat’ta 1910’lu yıllarda sağlam bir dini eğitimden geçmiş olan, medrese mezunu İmaratçıoğullarından Abdullah Sami Efendi buhran yıllarında nalbantlık yapmaya başlar. Nalbantlık o zamanın en geçerli mesleklerinden biridir. İlçe ilçe, kasaba kasaba gezer, atlara nal çakar, geçimini böyle kazanıp sezon bittiği zaman da Tokat’a döner. Yine bir yaz sezonunda Sulusaray’a uğradığında Sulusaray’da al yanaklı, kiraz dudaklı Pembe kızı görür ve görür görmez ona aşık olur. Pembe kızı almak ister fakat Pembe kız Ali’ye (Onbaşı) âşıktır. Üstelik o dönemlerde, büyük köylerde seyyar iş yapanlara küçümseyici gözle baktıkları için kız vermek istemezler. Pembe kız da zaten Abdullah Sami Efendiyi istemez.

Pembe kız Ali Onbaşı’yla evlenir. Abdullah Sami Efendi de Tokat’a döner ve Hatıç (Hatice) isimli bir kızla evlenir. Zaman sonra Pembe kızın, evlenmiş olduğu Ali Onbaşı Çanakkale’de şehit düşer. Birkaç yıl sonra Abdullah Sami Efendi yine nalbantlık için Sulusaray’a geldiğinde  Pembe kadının dul kaldığını öğrenir. Onu ikna etmek için elinden geleni yapar. En sonunda bir şekilde Pembe kadını ikna eder. Sulusaray’da evlilik gerçekleşir. Fakat Pembe kadın Abdullah Sami Efendi’nin Tokat’tan evli olduğunu bilmiyordur. Hatıç’ın da Sulusaray’da Pembe ile evli olduğuyla ilgili herhangi bir fikri yoktur. Zaman sonra Hatıç o çok sevdiği eşi Abdullah Sami Efendi’nin Sulusaray’da evlendiğini duyunca şok geçirir. Durmadan onu sayıklar. Namazlarda dahi durmadan çeşitli maniler söyler, demeler der. Hatta bir defasında annesi buna şahit olur:

“Viran bağda garip bülbül gezer mi?

Felek böyle gara yazı yazar mı?

Yiğit olan sevdiğinden bezer mi?

Varın, bahın gumam benden güzel mi?”

Allahuekber der, namaza durur. Namazın her rükûnunda  ayrı bir mani söyler. Annesi der ki: “Kızım sen sure okumadın, dua okumadın.” Yooo okudum anne, der. Kendisi dua okuduğunu, sure okuduğunu  zannetmektedir. Hatiç kadının İmaratçıoğlu Abdullah Efendi’ye aşkından dolayı söylediği  bir türkü mahallede yayılmaya başlar. Zamanla bütün şehirde bu türkü söylenmektedir.

“Değmen benim gamlı yaslı gönlüme

Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım

Evvel bağban idim dostun bağında

Talan vurdu; ayva, nardan ayrıldım”

Bu türkü Tokatlı Hatıç kadının eşi İmaratçıoğlu Abdullah Sami (Koyutürk) için yaktığı bir türkü olarak bilinir.

Hatıç kadın, dayanılmaz bir aşkla sevmesine rağmen eşini asla affetmez. Evlilikleri biter. O dönem dul kadının tek başına yaşaması zor olduğundan Abdullah Sami Efendi’nin aklı hep eski eşinde kalır. Tokat’ın Sulusokak Mahallesindeki evlerini ve evlerinin yanında bulunan hızarhaneyi Hatıç’a verir. Hızarhanede çalışan gariban ama ahlâklı, düzgün bir adam olan Nuri’yi gizli gizli ikna eder ve Hatıç’la evlenmelerine vesile olur. Amacı Hatıç’ın herhangi bir sıkıntı yaşamasına engel olmaktır. Ömrü boyunca gizliden gizliye Nuri ve Hatıç’a yardımcı olur. Bu yardımlardan Nuri dışında kimsenin haberi yoktur. Bu yüzden Nuri eski patronuna sonsuz bir saygı duymaktadır.

Abdullah Sami Efendi erken denecek bir yaşta siroza yakalanır ve Tokat Devlet Hastanesinde tedavi altına alınır. Hastalık ilerleyince sona yaklaştığını anlayan Abdullah Sami Efendi ziyaretine gelen Nuri’den bir ricada bulunur. “Hatıç bir kerecik gelsin, helalleşelim.” der. Nuri, Hatıç’a durumu anlatır. Hatıç asla kabul etmez. Onunla iki cihanda karşılaşmak istemediğini söyler.

Abdullah Sami Effendi bunu öğrenince Nuri’den son bir ricada daha bulunur. “Bari bir çorba pişirsin, parmağı çorbaya değsin, onu içip öyle öleyim.” der.

Nuri yalvar yakar Hatıç’ı ikna eder.

Hatıç ünlü Tokat tepsilerinden birini hazırlar. Çorbası, Tokat tavası, sarması, etli pilavıyla mükellef bir sofra olur. Nuri, tepsiyi tepesinde taşıyarak Devlet Hastanesine doğru gelir. Yemeklerin kokusu pencereden hasta odasına kadar ulaşır.

Abdullah Sami, affedildiğini o an anlar. “Keklik kanadanı batırdı, çorbam geliyor.” der ve o anda ruhunu teslim eder. Son sözü bu olmuştur. Hatıç’ın hazırladığı çorbadan ve yemeklerden tadamamıştır ama artık affedilmiştir.

İmaratçıoğlu Abdullah Sami Efendi benim büyük dedem olur.”

Kaynak: Tokat Gazetesi

Paylaşma ikonundan:
0

Share
54 Kez Görüntülendi.